Ziyaretci Defteri

 

Yeni Ziyaretci Defteri

YöneticiOkuma: 3000

 

  Metin Arslan

  27 Eylül 2010, Pazartesi

  Aydın

  Ziyaretçi Mesajı
 

selamün aleyküm müslüman kardeşlerim yazacaklarım belki sizlere inandırıcı gelmeye bilir gerçekten bir mümün gürdügü rüyayı anlatması iyimi kütümü bilmiyorum dün gece rüyamda bir evde müsafirdim evin odasında oturuyurdum evin içinde siyah elbise özerinde yüzü kapalı bir bayan vardı siyah elbisesi beyaz desenli okadar huzur vericihdiki bir anda peygam berimiz geliyor sözleriyle tekbirler alınıyordu bende allah.u ekber diyerek tekbir getiriyordum ve dışarı çıktım peygamberimizi elinde bastonu ve devesini gürdüm devenin sırtındaydı sanki sevgili peygam berimizin kucagında oturmuştum devenin özerinde sadece bastonunu ve devesinin başını gürdüm evet peygam berimizin kucanındaydım allah,u ekber diyordum sonra bi sesler geldi dışardan oyandım pencereye gittim babam kapıdaydı bisesler duymuş dışarı kontrul etmek için çıkmıştı gürdügüm rüyanın en güzel yerinde babamın gürültüsünden oyandım ama ben saçlarımı hisetmiyordum dimdik olmuş güzlerimden yaşlar geliyordu bir an kendimi dışarı atıp tekbir getirmek geliyordu içimden kendimi okadar hozurlu hisetmiştimki peygam berime müsafir olmuştum allah;cc ün şefaati yardımı özerinize olsun sevgili peygam berim hesap gününde sizin yardımcınız olsun allah;a emanet olun

 
  info@tekcareizolasyon.com   tekcare.izolasyon.dekorasyon@hotmail.com   yok   yok   yok  
 

 

  Zihni Sinir

  20 Eylül 2010, Pazartesi

  İstanbul

  Ziyaretçi Mesajı
 

onur sezgin’in karalama defterinden
tiyatral kesitler:
göremiyorum ki bu devirde
hak edecek birini
yazmak için şu yeni dizelerime
varsa söyleyin!
…(?)
ben de bildiğimi okuyacağım öyleyse
hoşunuza gitse de, gitmese de
birçoğu balıklama dalar
bulduğu bir hikâyenin tam içine
sonra anlatır bize – gıdım gıdım, kelime kelime –
gidilen yol budur ya, bir başkadır benimki
acınacak bir durum sayarım, özenti cümleleri,
boşa kelime sarf etmeyi, hele bir de evirip çevirmeyi
onun için düzeyli bir cümleyle başlamalıyım
kıv*** gelsin diye beni uğraştıran… … …

… ……. ….yayımcıların çoğunun ama hepsinin değil; ortak özelliği, başarısızlıktır… bir yazar olarak başarısızlığa uğramışlardır… onların masalarının başında oturmayı, yazma mutluluğuna tercih ettiklerini sanmayın… yazmaya çalışmış ancak becerememiş insanlardır… meselenin garip yanı, bu iş için en uygunsuz olan onlar; neyin yayınlanıp neyin yayınlanamayacağına karar verirler… hiçbir yenilik getiremeyeceklerini, içlerinde o tanrısal ateşin yanmadığını birçok kez kanıtlayan bu insanlar, yeni oluşumları ve dehaları eleştirip çamur atmaktan da geri kalmazlar… kaliteli editörler ve eleştirmenler, elbette vardır… ama ne yazık ki, bir elin parmakları kadar azdır. ……. ………. ……….. ……

bağışlayın böyle her şeyi didik didik edişimi
en azından bu denli inceleyişimi
oysa öyküme erdemli bir girişle başlamayı
ilke edinirdim ben
yemek öncesinde yapılan bir şükran duası gibi

başlıyorum işte şimdi
şu ana kadar olanlar bir “giriş” di
asıl menüden önce gelen aperatifler gibi
şarkıma girmeden önce
sazıma akort verme çabasıydı benimki


2.perde - 4.kısım
ikisi de pişmandı yaptıklarına şimdi...
derken ...

tarihin üzerine damgasını vurmaya çekindiği
korkusuz bir sayfa açıldı…
sonra...

sessizlik çöktü birden, sanki ikisi de uykuda
daldılar bir ara, aynı rüyayı gören iki sevgili gibi
ve bir mucize oldu, dokunaklı bir müzik çaldı
rüzgârlı havada yere düşen yapraklar gibi kapandı gözleri

yeniden var olmaktı bu,
zamanı durdurmak ya da geçmişe dönmek
sanki, alınyazısıyla çatışmaya girmesine benziyordu iki insanın
duyular olmadan hissetmek, görmek kapalı gözlerle...

kısa bir öpüşmeydi bu, yıldırım gibi çarpan
hani o ilk öpüşmeler vardır ya, bütün benliğimizi sarsan
damarlarımızdaki kan ki, hızlı bir metro gibi akan
kalpler sanki vızıldayan arılar;
dudaklarsa balın toplandığı çiçeklerdi

san ki, hayat yoktu evrende onlardan başka
ve sanki hiç son bulmayacak gibiydi ömürleri
herkesten uzakta o sessiz mekânda
karanlığın getirdiği korkulardan uzak
birbirinin oldular bütünüyle

aşk tanrısı eros bile onları böyle görse
sihirli oklarını atmaya gerek duymazdı
durmadan akıp giden zaman ise,
aşka düşman olsa bile -
imrenerek seyretti onları, şöyle bir esip geçerken

ne kavurucu sıcakları ne de dondurucu soğukları istiyordu onlar
yalnızca ilkbaharı yaşıyorlardı
ayrı kalmadıkça hiç yorulmazlardı
yeri değiştirilmiş bir saksı,
doğal ortamından uzaklaştırılmış bir canlı,
ya da dalından yeni kopmuş bir çiçek gibi
ki, bunlar bile kuruyup yok olamazdı
ayrıldıklarında onlar kadar

aşkın gücü bulutlardan inmiş,
mutluluksa onların tek çeyizi
üstelik daha önce yaşayamadıkları
öyle tatlı saniyeler yaşadılar ki
zaman değişerek geçse de, değişmemiş buldu onları
böylesi anları yaşamamış,
belki de hiç duymamış olanlara saçma gelen
şarkılı bir masal gibi...

ama bir keder vardı boş’un yüreğinde
gözleri özür diler gibiydi
anlatması güç duygular içinde
işte o an med, dudaklarına dokundu boş'un
öptü ve susturdu onu bu şekilde

sonra meydan okudu kötü kehânete,
yanlarından kovdu onu
­­­­kötülüğün uğradığı bir dünyada yaşamaya elverişli değillerdi
ıssız adalarda yaşamalıydı onlar
görünmeden şarkılar söyleyen cırcır böcekleri gibi...

yazık ki buradayız işte
aslında olayların oyuncağıdır insan,
olayları yazıyor gibi görünse de
geldik, gidiyoruz işte bir mermiyle uzaklara

iyi ama kanımız aksın diye mi geldik bu dünyaya
yok edebilir mi bedenimizi?
kendi ellerimizle yarattığımız bir madde

her şey yaşar da, hava, su, ateş,
ya biz; ölür müyüz?
o her şeyi anlayan beynimizle

onur sezgin

 
  zihnisinir75@gmail.com          
 

 

  İbrahim Yüksel

  04 Nisan 2010, Pazar

  İstanbul

  Ziyaretçi Mesajı
 

selamlar ben radyomu sıtenıze yonlendırmek ıstıyorum yenı actım, acaba bı gorusebılırmıyız bana donersenız sevınırım.

 
  Radyoruzgar_fm@hotmail.com   ibrahim_41_yuksel@hotmail.com        
 

 
[««][«] 1. [»][»»] [Toplam: 1 » 1. Sayfa]
Dün : 6     |     Bugün : 11     |     Online Ziyaretçi : 1     |     Toplam Ziyaretçi : 15889     |     Onay Bekleyen : 3     |     Toplam Mesaj : 6